Ana sayfa
Prof. Dr. Armağan Altun Programını tamamlamış ve adaylık bildirisi olarak yayınlamıştır
Daha çağdaş bir Üniversiteyi hep birlikte yaratabilmek için Trakya Üniversitesi Rektörlüğüne Adayım
Rektörlüğe aday olmaktaki amacım; Trakya Üniversitesi'nin yerel, ülke ve dünya ölçeğinde kazanım ve başarılarının hızla arttırılmasını sağlamaktır. Bu hedefte ilerlerken Atatürk ilkeleri ve Türkiye Cumhuriyeti değerlerine, aklın ve bilimin üstünlüğüne bağlı kalacağım. Kurumsal duruş adına aşağıdaki duyarlılıklarımızdan asla taviz vermeyeceğim:
- Akademik Özerklik
- Akademik Özgürlük
- Akademik Kalite
- Akademik Etik
- Akademik Liyakat
- Demokratik Yönetim
- Akademik Rekabet
- Sosyal Sorumluluk
- Üniversite-Sanayi-Yerel Yönetim İşbirliği
Akademik Özerklik: OECD’nin üniversite özerkliği için tanımladığı sekiz kriterin beşi mali, ikisi akademik biri ise idari özerklikle ilişkilidir. Kısacası mali özerkliği olmayan bir kurumun özerkliğinden bahsetmek olanaksızdır. Üniversitelerde gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, kamu kaynaklarına bağlılığın azaltılması mali özerkliği ve sonuçta tam özerkliği sağlayacaktır. Akademik özerklik; mali özerklik, yönetimde özerklik ve bilimsel özerklikten oluşur. Mali özerkliğin karşılığının da “hesap verebilirlik” ve “kalite güvencesi” olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.
Dünya Üniversiteler Birliği’nin yüksek öğretim kurumlarının özerkliği ve akademik özgürlükler ile ilgili Lima Bildirgesi’nde, akademik özerklik “üniversitelerin iç işleyişlerine, mali işlerine ve yönetimlerine ilişkin kararlar almada ve eğitim, araştırma, dışa yönelik çalışmalar ile diğer ilgili faaliyetlerde kendi politikalarını oluşturmada devlet ve toplumun tüm güçleri karşısındaki bağımsızlıkları” olarak tarif edilmiştir.
Bir rektör hizmet verdiği üniversitenin eğilimlerini, önceliklerini, çıkarlarını görmezlikten gelmemeli, başkalarının aracı olmamalıdır. Üniversite yönetimini başka kurumların üniversitedeki gölgesi olarak gören, üniversiteyi baskı ile yönetmeye kalkan, haksızlıklara karşı suskun, çalışanlarını ise susturan bir yaklaşım üniversiteyi temsil etmekten hızla uzaklaştırılmalıdır. Çünkü bu yaklaşım üniversitenin kaynaklarının kesilmesine, maaşların kırpılmasına, öğrenci sayılarının katlanarak arttırılmasına, üniversite gereksinim ve önceliklerinin bir kenara itilmesine hep suskun kalacaktır. Kısacası özerkliğin olmadığı yerde üniversitenin tükeneceği unutulmamalıdır.
Akademik Özgürlük: Kurumsal özerklik anlayışımız her zaman akademik özgürlüğün güvencesi olacaktır. Lima Bildirgesi’ndeki akademik özgürlük tanımını üniversitemize yerleştireceğiz. Akademik özgürlük; akademik çevrenin bireylerinin tek tek ya da toplu olarak bilgiyi araştırma, inceleme, tartışma, belgeleme, üretme, yaratma, öğretme ve anlatma yoluyla edinmelerinde, geliştirmelerinde ve ilerletmelerindeki özgürlüktür. Herkesin hiçbir engelleme olmaksızın öğrenci, öğretmen ve çalışan olarak akademik çevreye girme hakkı vardır. Bir akademisyen öğretimin kabul edilmiş ilkelerine ve standartlarına uymak koşuluyla hiçbir müdahaleye uğramadan öğretme hakkına sahiptir.
Akademik özgürlük, akademisyenlerin bilim alanları ile ilgili etkinliklerinde, kurumsal yapının çerçevelediği olanaklar kapsamında, karar alma, planlama ve yaşama aktarma anlamında hiçbir kuşkuya kapılmadan bağımsız duruş sergileyebilmesi ile şekillenir.
Akademik birimlerde var olması gereken bilimsel yapılanma ve etik değerleri zedeleyecek yönetsel dayatmalardan kaçınmak, bilim kurumlarının olmazsa olmazıdır.
Akademik Kalite: İdeal bir üniversite kalitesi, insan ve donanım kalitesinin yanı sıra kalite standartlarının oluşması ve kurumsallaşmasına olanak yaratacak ve destek olacak lider kalitesi gerektirir. Üniversiteler uluslararası düzeyde kabul görmüş kalite güvencesi, kalite standartları, özdenetim ve akreditasyon uygulamalarına tabi olmalıdır. Bu nedenle üniversitemizde verilen eğitimin akredite edilmesi ana hedeflerimizden biri olacaktır.
Nitekim Türkiye Yüksek Öğretim Stratejisi Raporu, beşer yıllık gelişmeler ile 2025 yılına kadar Türkiye yüksek öğretimini nitelik ve nicelik bakımından Avrupa Birliği ülkeleri düzeyine çıkarmayı hedeflemiştir. Ancak Türkiye’de bugün içinde bulunduğumuz siyasal ve sosyal zıtlaşmalar ortamında bu amacı gerçekleştirecek bir kültür ve uyum ortamının bulunmadığı da kuşkusuzdur. Üniversitemizin ve bizim ana hedefimiz bu olumsuzluklara rağmen Trakya Üniversitesi’ni çağdaş bir Avrupa üniversitesi haline getirmektir.
Akademik Etik: Akademik kurumlarda eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerinde evrensel düzeyde kabul edilen etik değerlere ve ilkelere uygun davranılmasını gerektirir. Kayırmacılık, kollamacılık, kopyacılık, bilimsel araştırma hırsızlığı gibi uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır.
Akademik Liyakat: Öğretim elemanlarının mesleğe ilk girişlerinde, yeniden atamalarında, nakillerinde ve ilerlemelerinde liyakata en yüksek düzeyde önem verilmeli ve kurumsallaşması sağlanmalıdır. Üniversitelerde kayırmacılık ve kollamacılık kabul edilemez uygulamalardır. Akademik ünvanlarda ilerleme ve atamalarda “bilimsel başarı” kriterlerinin belirleyiciliği esastır. Bizim yönetimimiz asla sadakat arayışında olmayacaktır.
Demokratik Yönetim: Demokratik bir düzende hukukun üstünlüğü, laiklik, şeffaflık, katılımcılık, çoğulculuk, iktidarın sınırlandırılması, kuvvetler ayrılığı, sivil toplum gibi ilkeler önemli yer tutar. Üniversitelerde yerinde yönetim, yönetime katılım, yönetimde açıklık, denetim ve hesap sorulabilirlik mutlaka hayata geçirilmelidir.
Asla kişisel dostluklar, çıkarlar, hırslar, düşmanlıklar ya da iktidar olmanın verdiği olağanüstü yetkileri kapma anlayışı yönetimimizde olmayacaktır. Doğrudan ya da dolaylı yoldan üst yönetimden güç alarak sorunlarına yanlı çözüm arayışlarında bulunmaya çalışanlara asla fırsat verilmeyecektir. Kurumsal yapı içinde önyargı ve subjektif değerlendirmelere dayalı olarak hiçbir kişinin dışlanması, yok sayılması veya psikolojik baskı altında tutulmasına izin verilmeyeceği gibi yabancılaştırma ve ötekileştirme bizim kurumumuzda asla olmayacaktır.
Yönetimin tüm süreçleri şeffaflaştırılacaktır. Hizmet süreçlerini etkileyecek duygusallıkları engellemek amacıyla hizmet süreçlerinin tanımlı ve izlenebilir hale getirilmesi sağlanacaktır. Bir rektör üniversite yönetiminin saydam olması gerektiğini unutmamalıdır. “Üstlerimden başkasına hesap vermem” sorumsuzluğu gerek atanmış gerekse seçilmiş yönetimlerin kendini mükemmel ve dokunulmaz görmesi, soru sorulmasının ayıp, hesap sorulmasının ise suç sayılmasına neden olur.
Üniversitemizin belirlemiş olduğu stratejileri tartışmaya açıp üzerinde mutabakat olanların hızla uygulanması sağlanacaktır. Kimse doğruluğuna ve/veya gerekliliğine inanmadığı işleri yapmaya zorlanmayacaktır. Mutlak gönüllülük her işte aranacaktır. Yönetim süreçleri içinde kendi isteği ya da isteği dışında yer almayan akademisyenler asla yok sayılmayacak ve etkisizleştirilmeyeceklerdir. Unutulmamalıdır ki, bir bilim insanın kurumuna yapacağı katkı en üst düzeydeki yöneticinin yapacaklarından çok daha büyük olabilir. Bu gerçek üniversiteleri diğer kamu ve özel kuruluşlardan farklı kılar.
Üniversiteden geldiği halde üniversiteye, meslektaşlarına, öğrencilerine yabancılaşan, sorunlara duyarsızlaşan, gelişmeler karşısında kör, istemler karşısında sağır olmayı yeğleyen bir yönetim anlayışımız olmayacaktır. Bir rektör üstlendiği bu geçici görevin süresiz bir görev olmadığını her zaman bilmelidir. Dekanlarını, müdürlerini, bölüm başkanlarını, anabilim dalı başkanlarını ve meslektaşlarını kul olarak görme anlayışına sahip bir rektör üniversiteyi bilimsel anlamda yönetemez.
Fakültesine bir öğretim üyesi olarak geri dönebileceğini unutan bir yöneticinin geri dönüşten çekinmesi kaçınılmazdır. Atanmış ya da seçilmiş böyle bir yöneticinin yeniden atanmak, yeniden seçilmek için ilgili makama her türlü hizmeti sunmayı görev edinmesi de kaçınılmazdır. Oysa bir rektör akademisyenliğe başı dik ve sevinçle dönmenin önündeki tek engelin kendi uygulamaları olduğunu unutmamalıdır.
Üniversiteyi oluşturan öğretim elemanlarını, çalışanları ve öğrencileri kurumsal olarak temsil eden bir rektör, birimler içindeki uygulamalarda ve bu birimlerin birbirleriyle ilişkilerinde farklı davranmamalı, belirlenmiş ilkeler ve kurallar çerçevesinde üniversiteyi yönetmelidir. Bunun aksi bir tutum, kurum içi kaosa yol açar ve kurumsallaşmanın önündeki en önemli engeldir.
Eşitlik her zaman adalet ve hakkaniyeti ortaya çıkarmaz. İlkel eşitlikçi anlayışlardan vazgeçilmediği sürece bir kurumda sağlıklı ilerleme sağlanamaz. Örneğin eşitlik adına tüm projelere aynı veya benzeri destekler vermek, kestirme ve gündelik sorunları ötelemekten başka anlam taşımaz. Önem ve öncelik sıralamasında mutlaka uzlaşma sağlanmalıdır.
Devlet üniversiteleri bütün toplumun malıdır. Toplumun tüm kesimlerinden gelen temsilcilerin bir şekilde üniversite yönetimine katkısı olmalıdır. Bu nedenle yerel temsilcilerin üniversite yönetimine katılımlarını sağlayacağım. Üniversite Yönetim Kurulu’nun rutin konular dışındaki konuların görüşüleceği toplantılarına Valilik temsilcisi, Belediye temsilcisi, İl genel meclisi temsilcisi, Borsa-ETSO-Esnaf Odası gibi kurumların bir temsilcisi, sivil toplum örgütlerinin kendi aralarında seçtikleri bir temsilci ve eğitim iş kolunda örgütlü yetkili sendika temsilcisinin katılımıyla üniversite yönetimine toplumun farklı taraflarının katkısı sağlanacaktır.
Akademik Rekabet: Bilimsel gelişme ve ilerleme olması için üniversiteler ve öğretim elemanları arasında pozitif motivasyonla rekabet ortamı sağlanacaktır.
Sosyal Sorumluluk: İnsanların ve kurumların içinde yaşadıkları çevreye ve topluma karşı sorumlulukları bulunmaktadır. Üniversiteler, bilim üreten, eğitim ve öğretim sunan kuruluşlar olarak sosyal sorumluluk yönünden diğer kurum ve organizasyonlardan çok daha önemli sorumluluk bilincine sahip olmalıdırlar.
Üniversite-Sanayi-Yerel Yönetim İşbirliği: İdeal bir üniversite sanayi ve yerel yönetimle yakın işbirliği içinde olmalıdır. Üniversite sanayinin ve bölgenin ihtiyaçlarını dikkate alarak ortak projeler gerçekleştirmelidir.
Prof. Dr. Armağan Altun'un kişisel sayfası